Atasozu.org

"atasozu" ile ilgili atasözü sonuçları

Misafir on kısmetle gelir; birini yer dokuzunu bırakır.

Türkler inanırlar ki konuk, ev sahibine fazla bir gider yüklemez. Tanrı, konuğun yediğinden kat kat fazlasını, konuk ağırlıyor diye, ev […]

Misafir misafiri sevmez, ev sahibi ikisini de.

Misafir, gittiği yere başka bir misafirin gelmesini istemez. İster ki bütün ağırlamalar yalnız kendisi için olsun. Ev sahibi ise her […]

Misafir misafiri istemez, ev sahibi ikisini de.

Misafir, gittiği yere başka bir misafirin gelmesini istemez. İster ki bütün ağırlamalar yalnız kendisi için olsun. Ev sahibi ise her […]

Misafir kısmeti ile gelir.

Ev sahibi konuğu yük saymaz. Konuğun geldiği evde ya yiyecek bulunur; ya da beklenmedik bir yerden o sırada yiyecek gelir. […]

Misafir ev sahibinin kuzusudur.

Konuk; yemek, gezmek, eğlenmek, yatmak vb. konularda ev sahibinin çizdiği programa uymak zorundadır. İngilizce: The guest is the host’s lamb.

Misafir ev sahibinin bağlı kuzusudur.

Konuk; yemek, gezmek, eğlenmek, yatmak vb. konularda ev sahibinin çizdiği programa uymak zorundadır. İngilizce: The guest is the host’s tied […]

Miri malı balık kılçığıdır, yutulmaz.

Devlet malını kendine mal etmek çok zordur. Birçok engeller buna olanak vermez. Verse de bu mal rahatça kullanılamaz ve günün […]

Miri malı balık kılçığıdır, balık kılçığı gibi boğazda kalır.

Devletin malını mülkünü kendisine mal etmek son derece zor ve tehlikelidir. Böyle bir teşebbüste bulunsa da rahatça kullanamaz, günün birinde […]

Mirasa nereye gidiyorsun? demişler; esip savurmaya demiş.

Kişi kendisinin kazandığı malı elden çıkarmaya kıyamaz, ama miras kalan malı har vurup harman savurur. İngilizce: Where are you going […]

Miras helal, hele al demişler.

Miras, mirasçının hakkıdır. Ama alabilirse… İngilizce: The inheritance is halal, they said take it.

Miras helal, ele al demişler.

Miras, mirasçının hakkıdır. Ama alabilirse… İngilizce: The inheritance is halal, they said take it.

Minnetle gül koklama, dikeni sancar seni.

  İngilizce: Thankfully don’t smell roses, you’re spiky.

Minareyi yaptırmayan yerden bitti beller.

Değerli, önemli hiçbir iş yapmamış olanlar, yapılmış olan büyük, önemli işleri kendiliğinden oluvermiş sanırlar. İngilizce: It’s over where the minaret […]

Minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır.

Değerli, önemli hiçbir iş yapmamış olanlar, yapılmış olan büyük, önemli işleri kendiliğinden oluvermiş sanırlar. İngilizce: He thinks it’s finished from […]

Minareyi çalan kılıfını hazırlar.

Kolay kolay gizlenemeyecek denli büyük bir suç işleyen kişi, bunun ortaya çıkmaması için gereken önlemleri daha önce alır. İngilizce: He […]

Minare de doğru, ama içi eğri.

Doğru görünen nice kişiler vardır ki iç yüzlerini bilenlerden nasıl düzenbaz ve hain oldukları öğrenilir. İngilizce: The minaret is right, […]

Mızrak çuvala sığmaz.

Herkesin gözü önündeki gerçekler örtbas edilemez. Herkesin gözü önünde duran, apaçık bilinen gerçeklerin gizli tutulması, örtbas edilerek yokmuş gibi gösterilmesi […]

Mızrak çuvala girmez.

Herkesin gözü önünde duran, apaçık bilinen gerçeklerin gizli tutulması, örtbas edilerek yokmuş gibi gösterilmesi imkânsızdır. Herkesin gözü önündeki gerçekler örtbas […]

Mısıra yağmur geliyor demişler; çapan birlik mi? demiş.

Mısır bol su ister; ama çapalanmazsa sudan gereği gibi yararlanamaz. İngilizce: They said it was raining in Egypt. Anchor unity? […]

Mezar taşı ile övünülmez.

Kişi, geçmişteki atalarıyla değil, ancak kendi değeri ile övünebilir. İngilizce: You can’t brag about a tombstone.