Atasozu.org


Atasözlerinde cinsiyet

Toplumun temelini olusturan ailenin kurucusu kadın ve erkeğe yüklenen deger yargıları sosyolojik manada önemlidir ve arastırılmaya deger özellikler tasımaktadır. Geçmisten günümüze degiskenlik gösteren bu degerler meselâ slamiyet öncesi atlı göçebe kültürü ile günümüz iletisim ve bilgi toplumunda aynı nitelikleri tasımamaktadır. Bu hususta Kadın Ansiklopedisinde (1984:403) su ifadeler yer almaktadır.

“İslamiyetten önceki atlı-göçebe medeniyeti döneminde tesekkül eden destan ve efsanelerde kadın bu devrin ideal erkek tipi olan Alp tipine benzer. Kadın da erkek gibi ata biner, ok atar, kılıç kullanır ve gerektiginde düsmanla kahramanca savasır. Bu eserlerde kadın yerlesik medeniyet dönemlerinde tesekkül eden edebiyatlarda oldugu gibi haz ve ask konusu degildir.”

Kadın Ansiklopedisi (1984:403)

Zamana, siyasî ve idarî yapılanmaya, kültürel değişime ve ekonomik koşullara dayalı olarak farklılıkların gözlendiği günümüz toplumunda geleceğe yönelik bir takım uygulamalara kaynaklık etmesi bakımından tasvirî nitelikteki çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Sosyal, siyasal yapılanmaların yanında basın ve yayın organlarının da yönlendirmeye çalıştığı, istismar edilen ve bazen de kasıtlı olarak yıpratılmaya çalışılan kadın ve erkek kimliğinin şüphesiz zaman içerisinde bir takım değer değişimlerine uğraması göz ardı edilemeyecek bir gerçektir.

Kadın kavramıyla ilgili olarak dünya atasözleri üzerine bazı çalışmalar yapılmakla beraber edebiyatımızda Türk atasözleri kadın ve erkek kimliği ile nitelikleri yönünden ayrıntılı şekilde bir incelemeye tâbî tutulmamıştır.

Geçmişimizin bir nevi hafıza ve değer kaydı olan atasözlerimizde erkeğin dünyasında, anne, kız kardeş eş, sevgili olarak görünen karşıt cins kadını nitelemek için başlıca şu kelimelerin kullanıldığını görüyoruz: Kız, kadın, avrat, karı, hanım, hatun, yâr, güzel, dişi, dilber. Nikâhlı kadın anlamına gelen Arapça zevce kelimesi ve yine Arapça karı koca manasına gelen zevc (Doğan, 1999:729) ise ata sözlerimizde hiç kullanılmamıştır.

İçinde kız kelimesi geçen başlıca atasözlerimiz şunlardır:

Kadının eş anlamlısı olarak Anadolu’da eş, karı anlamında yaygın olarak kullanılan avrat kelimesi atasözlerimizde şöyle geçmektedir:

Edebiyatımızda daha çok şiir ve nesirde sevgili manasında kullanılan yâr kelimesi atasözlerimizde çok kullanılmamaktadır.

Mecazî anlamda sevgili manasına gelen kelimelerden güzel de atasözlerinde sınırlı miktarda kullanılmıştır.

Atasözlerimizde mecazî anlamda kadın karşılığı dişi kelimesi de kullanılmaktadır.

Yine cinsiyet açıkça belirtilmese de “Çocuk seversen beşikte, koca seversen döşekte”, “Erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını”, “Erkeğini öğren, sonra evlen.” gibi atasözlerinin muhatabı da kadındır. İçinde kadın ve erkek kelimeleri geçmesine rağmen bazı atasözleri konumuzla doğrudan ilgili olmadığı için değerlendirmeye tâbî tutulmamıştır.

Atasözlerimizde kızlık çağından itibaren kadının profili şöyle çizilmektedir: Kız daha beşikte iken çeyizi hazırlanmaya başlanır. Kızı olan bahtlıdır ama kız çocuğunun sorunları ve sorumlulukları çok ve çeşitlidir. Kızlar giyime ve süse düşkündür. Öyle ki bir evde iki kız olursa her biri bir taraftan aileyi sıkıştırır. Yedi yaşından sonra kızın ayağı yere değer, onbeşinden sonra evlendirilir. Evlenirken kızın uzun saçlısı tercih edilir. Deli kız tercih edilmez çünkü deli gelin olur. Evlenilecek kızın özellikleri sağdan soldan araştırılarak öğrenilir. Kızın soylu ve köklü bir aileye mensup olmasına dikkat edilir. Kız sevdiğine verilir. Evlenilecek kızın kız olmasına dikkat edilir. Evlenmekte acele eden kız mutlu olmaz. Evlilikte kız erkekten yaşça küçük olmalıdır. Mesleği çobanlık olan kimseye kız verilmez. Kız bildiği her şeyi annesinden öğrenir zira ana ile kız birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Annenin evlilik yaşantısı kızına aynen akseder. Kız halasına çeker. Kızın terbiyesinde gerekirse dayaktan kaçınılmaz, aksi takdirde istenmeyen durumlarla karşılaşılabilir.

Kadın evleneceği erkeği önceden tanımalıdır. Kadının çocuksuz olması hoş karşılanmaz. Bir kadının kız doğurması istenmeyen erkek doğurması ise istenilen ve övünülen bir durumdur. Kadın her zaman kocasının çıkarıp attığı çarık gibi terk edilebilir bir durumdadır. Becerikli olup olmama durumu tamamen kadına bağlıdır. Evi ev eden kadındır ancak kadının geçimini koca sağlar. Kadın erkeğin eşidir, sesi erkeğin kalbine ferahlık verir ve uğurludur. Kadın erkeğine olan sevgisini başkalarının yanında değil yalnız kalınca göstermelidir. Kadın da erkek kadar güçlü ve yüreklidir. Kadın sadıktır ancak asla şımartılmaz. Kadın bir başkasına emanet edilmez. Kadın evin hem yapıcısı, hem de yıkıcısıdır. Erkeği vezir etmek de rezil etmek de kadının elindedir. İş bilmeyen kadın dile düşer. Ar ve namus iyi bir kadında bulunması gereken özelliklerdendir. Kadının ömrünün önemli bir kısmı mutfakta geçer, bu yüzden kadın evinin hem hanımı hem hizmetçisidir. Kadın gerek ev idaresinde gerekse toplumsal hayatta kendisini kocasına göre ayarlar. Bir kadının yalnızca bir kocası olmalıdır. Kocasını saymayan kadın evden uzaklaştırılır. Güzel kadın kocası için tehlikelidir. Çirkin kadın güzel kadından daha beceriklidir çünkü daha az gezer. Hizmetçi veya evlatlık alınan ve ev işlerinde çalıştırılan kadın kültürlü bir erkek için iyi eş olamaz. İyi bir kadın kendisini kocasına dövdürmez. Kocasının kıyafeti temiz ve düzgündür. Kadın yapısı gereği eğlenceye düşkündür ve nefsi erkeğinkinden daha kuvvetlidir. Kadın kalbi erkeğe göre daha merhametlidir. Erkekler tarafından saçı uzun aklı kısa olarak nitelenen kadın erkeğe göre daha az akıllı görünmekle beraber daha kurnazdır. Bu yüzden kadından korkmayan yanılır.

Atasözlerimizde“Saçları uzun olduğu için akılları kısa olduğu söylenen (sözde şaka olarak) kadınlara karşıt olarak; saçları kısa olduğu için erkeklerin akıllı olduğuna inanılıyor. Saçın uzun ya da kısa olmasıyla zekâ düzeyi arasında kuşkusuz nesnel bir bağ yoktur”. “Saçı uzun aklı kısa” deyimiyle “kaz kafalı” deyimleri arasında bir bağ kurulmakta ve her iki deyimde de “bir yandan cinsel yaşamın, bir yandan da o cinsel yaşamla özdeşleştirilen kadının kötülenmesi” ortaya çıkmaktadır (Karabaş, 1999:383).

Haber edinmede kadın güvenilir bir kaynak değildir. Bunun yanında ataerkil Türk toplumunda erkek “evleneceği kadına ya da evlendiği karısına değil de kız kardeşine güvenir” (Karabaş, 1999: 277). Kadın Aynı zamanda sır saklayamadığı için sırdaş da edilmez. Ancak arada sırada da olsa kadının sözü dinlenmelidir. Kadının eli erkeğin cüzdanına değmez çünkü bereketi gider. Kadın malı ile övünülmez.

Türk toplumunda bugün özellikle kadınların itiraz etmelerine rağmen geleneksel olarak evlenmelerde kadın “alınan”, erkek ise “alan”dır (Karabaş, 1999: 384). Bu yapı geçerliliğini günümüzde de korumaktadır.

Türk toplumunda bugün özellikle kadınların itiraz etmelerine rağmen geleneksel olarak evlenmelerde kadın “alınan”, erkek ise “alan”dır (Karabaş, 1999: 384). Bu yapı geçerliliğini günümüzde de korumaktadır.

Kadının karşıtı olarak kullanılan erkek kelimesi ile ilgili olarak atasözlerinde cinsiyet ayrımına yönelik kelimeler arasında oğlan, er, ergen ve erkeği görüyoruz.

Erkekliğin ilk aşamasını nitelemek için kullanılan oğlan kelimesi atasözlerimizde şöyle geçmektedir:

Eski nazım ve nesir türündeki metinlerde erkek karşılığı olarak kullanıldığını gördüğümüz er (erkek) kelimesi atasözlerimizde şöyle ifade edilmektedir:

Erkek kelimesi ise atasözlerinde şöyle geçmektedir:

Mecazi anlamda erkeği nitelemek için kullanılan yiğit kelimesinin geçtiği atasözleri şunlardır:

Atasözlerimizde çizilen erkek profili ise şu özellikleri taşımaktadır:

Oğlan çocuğu huy ve karakter olarak dayıya benzer. Yaradılış olarak erkek çocuğu kız çocuğuna göre daha yaramaz ve haylazdır. Genç erkek doğası gereği hareketli ve canlıdır. Evlat olarak deli de olsa erkek çocuk tercih edilir.

Baba mesleği erkeğe mirastır. Erkek ne öğrenirse babasından, dedesinden öğrenir. Erkek adamın erkek çocuğu olur. Erkeğin sözüne güvenilir. Cömerttir. Mert olduğu için yüz yüze dövüşür. Yaşlansa da gönlü taze kalır, sevgisi taşkınlığını yitirmez. Yaşlanan erkek değerini kaybetmez aksine daha bir kabul ve saygı görür. Türk toplumunda esasen erkeklerin yaşlarını açıklamaktan kaçınma gibi bir davranışları da yoktur (Karabaş, 1999: 334).

Toplumda yiğitlik göstermek erkekliğin şanındandır bu sebeple yapı olarak erkek kadına göre daha serttir. Erkeklik gösteren yiğit ölse de ardında namı ve şanı kalır. Erkeğin sözü merttir. Bekâr erkek önüne gelen kıza aşık olur, sorup soruşturmadan evlenmek ister. Bu yüzden kızın kusurlarını göremez. Başkalarının sözünü dinleyen erkek karısını çabuk boşar. Ev ekonomisinde erkek kadın kadar becerikli değildir. Erkeği yoldan çıkaran çoğunlukla kadındır. Erkek kendine güzel yemek yapan kadına bağlanır ve gönlünü verir. Erkeğin nefsi kadınınkine göre daha zayıftır. Erkek toplumsal gücünü kadından alır. Erkekliğin dokuzu hile ve aldatmaya sekizi ise kaçmaya dayanmaktadır.

Yiğit bir erkeğe kız veren kimsenin gözü arkada kalmaz. Toplumsal statüsü sebebiyle erkeğin başına her türlü iş gelebilir. Erkek için kadın ve doru at çok önemlidir. Yiğit bir erkeğin saldırısına ancak yiğit bir erkek katlanabilir. Yiğit erkek yiğit erkeği korur gözetir. Yiğit bir erkek çevresine güven verir. Korkusuzdur. Yiğit bir erkek kızını yiğit bir erkeğe vermek ister. Her yiğit erkeğin bir lâkabı vardır onunla anılır.Yiğit bir erkek arkadaşı için her türlü sıkıntıya katlanır. Erkek yapısı gereği her türlü güçlüğe karşı koyacak güçtedir. Erkeklik para ile satılmaz. Yiğit olan bir erkekten korkmaya gerek yoktur.

Edebiyatımızda genel olarak kadını konu edinen atasözleri çokluğu ile dikkat çekmekte olup erkeğe yönelik atasözlerinin sayısı daha azdır. Atasözleri ile kadının her türlü özelliğini ince teferruatına kadar belirlemeye çalışan Türk toplumu nedense erkek hususunda bu titizliği göstermemiştir.

Kadını konu edinen atasözlerimizde eleştirici nitelikte olumsuz ifadelere de rastlanmaktadır:

Kadınla ilgili olumsuz ifadelere karşılık erkek kavramı için genel olarak atasözlerimizde olumlu ifadeler kullanılmıştır. Ancak çelişkili ifadeler de yok değildir. Meselâ atasözlerimizde erkeklik kavramı on veya dokuz üzerinden değerlendirilmekte ve “Erkeklik on ise dokuzu hiledir/Erlik on ise dokuzu oyun. Yiğitlik dokuzdur, sekizi kaçmaktır, biri hiç görünmemek” denilmektedir. Erkeğe yüklenen olumlu değer yargısı burada farklı bir yapıya bürünmektedir. Bu hususta yazılı kaynaklar arasında da bir birlik olmayışı atasözleri üzerinde araştırma yapmayı güçleştirmekte dolayısıyla değerlendirme yapmayı da zorlaştırmaktadır. Atasözlerimizde bunun gibi bir çok çelişkili ifadeye rastlamaktayız. Mesela “Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur” atasözünün yanında “Yüzü güzel olanı değil, huyu güzel olanı sev” şeklinde bir atasözümüz de vardır (Yılmaz, 2003: 127). Atasözlerimizdeki birbirini desteklemeyen bu ifadeler eğitim sahasında da problem yaratmaktadır.